Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
mutluluk hepimiz mutlu olmak isteriz hayatta mutluluğu ararız ama bulamayız neden bende mutlu olamıyorum diye şikayet ederiz halimizden
halbuki mutluluk içimizde kalbimize farkında bile değiliz çünkü saklı mutlu olmak için çıkarmayız dışarı nedense hep uzaklarda ararız mutluluğu dilimizde bir tek tatlı sözde mutluluk yüzümüzde sıcak tebesümde bakışımızda mutluluk boş yere arar dururuz mutluluğu oysa içimizde kalbimizde saklı mutluluk
ibrâhim aleyhisselâm ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve
kuşlar ağladılar ve etrafında toplanıp, ibrâhim aleyhisselâma bir yardım yapabilmenin çâresini aradılar. Bunların arasında zayıf bir bülbül yavrusu vardı. Kendini ataşe atacağı sırada Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma emredip buyurdu ki:
- O kuşu tut ve ne dileği olduğunu sor?
Cebrâil aleyhisselâm kuşu tutup istediğini sorunca, kuş dedi ki:
- Halilullah'ı ataşe atıyorlar. Madem ki kurtarmağa kâdir değilim, bâri onunla beraber yanayım. Cebrâil aleyhisselâm, kuşun bu cevabını Allahü teâlâya arzedince: buyurdu ki:
- O kuşun benden dilediği nedir? Bülbül şöyle arzetti.
Benim dünyada, Hak teâlânın adını anmaktan başka arzum yoktur.
Binbir ismi olduğunu işittim. Yüzbirini biliyorum. Dokuz yüz ism-i şerifini de bilmek isterim.
Hak teâlâ kuşun dileğini yerine getirdi.
şimdi sahralarda feryat eden bülbül, Hak teâlânın ismini söylemektedir. Nemrud'un ateşi, ibrâhim aleyhisselâma gülüstan olunca, bülbül gelip gül ağacında nağmeye başladı.
O zamandan kıyâmete kadar, gül ağacına muhabbet etti, âşık oldu.
FERYAD-I FİGAN
Mahzenlerdeyim şeb-i yeldaya uyanan… Kalmadı dizlerimde derman. Ya Rab, kabım
küçük dolmuyor içine deniz. Yüzüme har vuruyor… Kalbim dünyanın etrafını
dönmekten bîtab… Aklım yetmiyor, renkler tarumar, basiretim bîzar…
Ne,
buğdayın dikenli kabuğu gibi, kalkanım var; nede, sana gelen kıvrım kıvrım
yolları gösteren kılavuzum…
Tek başıma, yine çaresiz, yine sessiz… içime
akıyor, masiva gölünden köpüksüz zift… Ne ummanlar bilirim, lakin yetişmeye
kalkamam zira, çok acizim. Ben, dünyada mihman, sen, ezeli ebedi
mihmandar…
Himmet eyle ya Rab, bende irfan denizinden içeyim. Bu
mahzenlerden çıkıp o yollardan geçeyim. Lakin, ağyar asılıyor arkamdan;
geçemiyorum, evden, evlattan, ocaktan…
Söz kırk boğumdu; boğazımda
boğuldu… Ne içtiğim sular, ne efsunlu nefesler korudu… Ben, mihr-ü mah
beklerken, nasibime esved leyl.. ben necat beklerken, yollarıma diken düştü. Bu
yüzdendir ki, ne hikmet bana kucağını açtı; ne ilim bana sofrasını donattı.
Aklım aciz, ömrüm kısa… Nasıl gidilir, bu halde hikmet dağına?
Erenler,
yarenler, hangi pınardan içtiniz? Ne olur söyleyin, “benliği” hangi taşla
ezdiniz? Ne nefs, ne masiva, bırakmaz peşimi… Elde hüner yok, nasıl geçerim
dünya settini…
Yine mahzenlere kilitlendim.. bağlandı ellerim..zayıf
düştü ferasetim. Kalbimin ayağına bağladım, dua mektubumu; göğe savurdum, o, son
umut kuşumu. İcabet eyle ne olur, koyma beni kuyularda… Yakubumda yok ki; ağlaya
arkamda…
Bu cehlin kuyusunda, günahın prangasında, ballı zehirler var;
gözlerime mil çeken bu karanlıklarda.
Himmet dilenirim, ben daimi sail,
vermezsen ölürüm, ruhumun uçurumunda. Medet himmet, medet hikmet, medet hidayet
derim; ne olur, sende rahmetinle nazar et ve lütfunla icabet et.
Sen
istersen dağlar dürülür, sular bükülür… sen istersen, bu aciz kul sırat-ı
müstakime yürür. Sen istersen, allame-i cihanın adı: olur cehlin babası… sen
istersen, ümmü olan, olur alemler sultanı.
Halimi arz ederim, işte bu
hasbi münacattır, tek hünerim. Havf ve reca arasında beklerim. Bilirim, istemeyi
nasip ettiysen; bir gün kabul olur dileklerim. Boynum bükük, hüsn-ü kabul
görünceye kadar, bu eşikte beklerim. Yok mülkünden başka gidecek yerim.
Dileniyoruz kapında, boş çevirme bizi, el Kerim, el Rahim, el Rahman.