nergiz's profileBismillahirrahmanirrahımPhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Bismillahirrahmanirrahım

nergiz çiçek

This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).

Windows Media Player

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler 

 
 
 
DOST VURULUNCA DEĞİL UNUTULUNCA ÖLÜR~~~~
 
Ah Min'el AŞK isimli üye çevrimiçidir (Online)  
 
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
Kim Adaletsiz? Dünya mı? İnsan mı? (#1837)
Derler ki "hayat acımasız, kader kötü, adaletsiz bir dünyadayız. " Küçükken ne düşünürdüm bilemem ama inanmış mıyımdır bunlara? Belki. Neredeyse çoğu çocuk bu lafları duyarak büyüyor ve benimsiyor. Sonra onlarda kendi çocuklarına öğretiyor. Böylec kısır döngü gibi sürüyor bu.
 
Bazen bu çarkın dişlilerinden biri duruyor ve bu kendisine öğretilenleri düşünüyor ya da başkasıyla bu öğretilenleri konuşuyor. "Yav neden bu hayat acımasız? Neden dünya adaletsiz? " diye sorunca işte o zaman herkes gerçeğe bir adım atar. Adaletsiz olan insandır, dünya ya da başka biri değil. Kimi Yüce Allah(c. c) suç atar "kaderim kötü" diye, kimi aslında gene Yüce Allah(c. c)a suç atar dünya adaletsiz diye. Oysa o en adaletli, en merhametli varlıktır. Yaratıcımızdır.

Yakınının öldürülmesi dünya adaletsizliği ya da kötü kader midir yoksa insanın adaletsizliği midir? İnsan doğanın, dünyanın bir parçası olabilir ama bu kader, dünyayı bağlamaz. İnsan içinde iyi ve kötü ile yaratılmış, akıl ve irade verilmiş ama buna ilaveten nefis verilmiş Allah(c. c) ın yarattığı bir canlıdır. Seçim bize ait, Allah bize ne istersek onu verir. Dünya hayatını isteyene dünya nimetleri, ahiret isteyene ahiret nimetleri. İkisinden birini seçersin ve ona göre hareket edersin. Sana istediğini verdi diye Yüce Allah(c. c)a kızamazsın. İnsanın adaletsizliği de açgözlülüğünden, egoistliğinden ve bencilliğinden gelir. Sonra herkes "kader kötü, hayat acımasız" diye yaptığını mazur gösterecek bahaneler sunmaya çalışır. Binlerce yıldır egolarımızı tatmin etmek için insanları hor gördük, küçümsedik, böbürlenip, büyüklendik. Çaldık, çırptık ve adam öldürdük. Sonra da buna "kader" dedik. İnsanın kaderinde adam öldürmek yoktur, hırsızlık ta yoktur. Kötü kader hiç yoktur. Ne yapıyorsak biz kendimize yapıyoruz. Kendimize acı çektiriyoruz, kendimizi yakıyoruz ve sonra sorumluluktane sonuçlarından kaçmak için ya bahaneler uyduruyoruz ya yaptığımızı haklı buluyoruz ya da Yaratıcımızı yok sayıyoruz. 
                                                    
Ben ruhani temizlikten yanayım. Kibirimizden arınalım, nefsimizi kontrol edelim ve sürekli şükür edelim. Ruhunu temizleyip, kalbini Yüce Allah(c. c)`a açan kim geri kalan ömründe huzursuz, mutsuz olur? Kim bir daha "hayat kötü, acımasız" der? Kimse... İnsan, dünyanın geçici olduğunu ve bu hayatın bir sınav hayatı olduğunu aklında çıkarmazsa, belki o zaman herşeyin daha kolay farkına varıcak.

Siz ne dersiniz?                                                              
iyi sağlıklı mutlu günler dilerim
allaha emanetlun.hayat boyu mutlu olun
2 hours ago
iyi günler değerli arkadaşım
 
mutluluk
hepimiz mutlu olmak isteriz hayatta
mutluluğu ararız ama bulamayız
neden bende mutlu olamıyorum
diye şikayet ederiz halimizden
                

halbuki mutluluk içimizde kalbimize
farkında bile değiliz çünkü saklı
mutlu olmak için çıkarmayız dışarı
nedense hep uzaklarda ararız mutluluğu
          
dilimizde bir tek tatlı sözde mutluluk
yüzümüzde sıcak tebesümde bakışımızda
mutluluk boş yere arar dururuz mutluluğu
oysa içimizde kalbimizde saklı mutluluk
yazan:deniz.sea.izmir
allaha emanet olun.her zaman mutlu olun.
1 day ago
2 days ago
NAZOwrote:
ibrâhim aleyhisselâm ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve
kuşlar ağladılar ve etrafında toplanıp, ibrâhim aleyhisselâma bir yardım yapabilmenin çâresini aradılar. Bunların arasında zayıf bir bülbül yavrusu vardı. Kendini ataşe atacağı sırada Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma emredip buyurdu ki:

- O kuşu tut ve ne dileği olduğunu sor?

Cebrâil aleyhisselâm kuşu tutup istediğini sorunca, kuş dedi ki:

- Halilullah'ı ataşe atıyorlar. Madem ki kurtarmağa kâdir değilim, bâri onunla beraber yanayım.
Cebrâil aleyhisselâm, kuşun bu cevabını Allahü teâlâya arzedince: buyurdu ki:

- O kuşun benden dilediği nedir? Bülbül şöyle arzetti.

Benim dünyada, Hak teâlânın adını anmaktan başka arzum yoktur.
Binbir ismi olduğunu işittim. Yüzbirini biliyorum. Dokuz yüz ism-i şerifini de bilmek isterim.

Hak teâlâ kuşun dileğini yerine getirdi.

şimdi sahralarda feryat eden bülbül, Hak teâlânın ismini söylemektedir.
Nemrud'un ateşi, ibrâhim aleyhisselâma gülüstan olunca, bülbül gelip gül ağacında nağmeye başladı.
O zamandan kıyâmete kadar, gül ağacına muhabbet etti, âşık oldu.
 
Selam ve dua ile...Allah,a Emanet Olun.
3 days ago
DENİZ LALEwrote:

FERYAD-I FİGAN
Mahzenlerdeyim şeb-i yeldaya uyanan… Kalmadı dizlerimde derman. Ya Rab, kabım küçük dolmuyor içine deniz. Yüzüme har vuruyor… Kalbim dünyanın etrafını dönmekten bîtab… Aklım yetmiyor, renkler tarumar, basiretim bîzar…
Ne, buğdayın dikenli kabuğu gibi, kalkanım var; nede, sana gelen kıvrım kıvrım yolları gösteren kılavuzum…
Tek başıma, yine çaresiz, yine sessiz… içime akıyor, masiva gölünden köpüksüz zift… Ne ummanlar bilirim, lakin yetişmeye kalkamam zira, çok acizim. Ben, dünyada mihman, sen, ezeli ebedi mihmandar…

Himmet eyle ya Rab, bende irfan denizinden içeyim. Bu mahzenlerden çıkıp o yollardan geçeyim. Lakin, ağyar asılıyor arkamdan; geçemiyorum, evden, evlattan, ocaktan…
Söz kırk boğumdu; boğazımda boğuldu… Ne içtiğim sular, ne efsunlu nefesler korudu… Ben, mihr-ü mah beklerken, nasibime esved leyl.. ben necat beklerken, yollarıma diken düştü. Bu yüzdendir ki, ne hikmet bana kucağını açtı; ne ilim bana sofrasını donattı. Aklım aciz, ömrüm kısa… Nasıl gidilir, bu halde hikmet dağına?

Erenler, yarenler, hangi pınardan içtiniz? Ne olur söyleyin, “benliği” hangi taşla ezdiniz? Ne nefs, ne masiva, bırakmaz peşimi… Elde hüner yok, nasıl geçerim dünya settini…
Yine mahzenlere kilitlendim.. bağlandı ellerim..zayıf düştü ferasetim. Kalbimin ayağına bağladım, dua mektubumu; göğe savurdum, o, son umut kuşumu. İcabet eyle ne olur, koyma beni kuyularda… Yakubumda yok ki; ağlaya arkamda…
Bu cehlin kuyusunda, günahın prangasında, ballı zehirler var; gözlerime mil çeken bu karanlıklarda.
Himmet dilenirim, ben daimi sail, vermezsen ölürüm, ruhumun uçurumunda. Medet himmet, medet hikmet, medet hidayet derim; ne olur, sende rahmetinle nazar et ve lütfunla icabet et.

Sen istersen dağlar dürülür, sular bükülür… sen istersen, bu aciz kul sırat-ı müstakime yürür. Sen istersen, allame-i cihanın adı: olur cehlin babası… sen istersen, ümmü olan, olur alemler sultanı.
Halimi arz ederim, işte bu hasbi münacattır, tek hünerim. Havf ve reca arasında beklerim. Bilirim, istemeyi nasip ettiysen; bir gün kabul olur dileklerim. Boynum bükük, hüsn-ü kabul görünceye kadar, bu eşikte beklerim. Yok mülkünden başka gidecek yerim. Dileniyoruz kapında, boş çevirme bizi, el Kerim, el Rahim, el Rahman.
3 days ago

sevgili


Sevgili,

Korkuyorum…

Seni bulamamaktan,bulduğumu sanmaktan,bulup da

Kaçırmaktan,bulduktan sonra hakkıyla yaşamamaktan korkuyorum….

Bulmayı arzulamak ne kadar karşı konulmaz, bulmak ne kadar uzak…

‘’Bulma’’ yı umut etmekse; hayat kaynağım, dayanağım, varlığım…

Sana kavuşmak ne kadar ‘’var olmak’’ sa benim için, seni kaybetme

korkusu o kadar ‘’yok olmak’’

Ne varlığımdan eminim ne de yok olduğumdan. Bu masalın sonu nerede

nasıl biter murada erer miyim bilmiyorum

Sevgili içimde gamlı bir sonbahar ezgisi…

Hasretim dağlarca omzumda…

Hasretim, ağzımdan alevler saçan ejderha…

Ah, bu ince sızı!

Ah , ‘’bu sebepsiz hüzün’’.

Ah, tüm ayrılıkların acısını yüreğime taşıyan ,

adını bir türlü koyamadığım kara sevda…

Ağlamak, kelimelerin ardına sığınmak, çözüm değil.

Sevgili,

Demişsin ki :

‘’Ne yere ne de göğe sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım’’

Kalbime baktım minicik bir fincan,

senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz, uçsuz bucaksız umman.

Fincan denize müştak ummana sevdalı…

Aşkın, yaralı kalbime şifa…

Aşkın çok ağır..

Kalbim şu haliyle bu yükü kaldıracak kalp değil…

Bana senin yükünü,hakkıyla taşıyacak kalp ihsan eyle….

Âmin... Âmin...

SEVGİNİZ DİLDEMİ?

sevginiz dilde mi ,yurektemi?

Feridüddin Attar Aşknâme’de anlatıyor:

Sultanın kızına bir gariban âşık olmuştu. Sultan bunu duyunca âşığı huzura getirtip,

"Ya ülkemi terk eder gidersin, dedi, ya da kelleni vurdurtacağım, kararını hemen ver."

Zavallı adam, düşündü, taşındı ve gitmeye karar verdi. Sultan ise adamın cevabı...
nı duyunca cellatları çağırttı. Vezir dedi ki:

"Hünkarım, neden suçsuz birinin kellesini vurdurttunuz?"

"Çünkü gerçek bir âşık değildi o, sahtekardı. Eğer gerçekten âşık olsaydı, başının kesilmesini seçerdi. Eğer başının kesilmesini seçseydi, tahtımdan kalkıp onu yerime oturtacaktım."


Hayatını sevgilisinden daha çok seven kişi aşk davasına kalkışmamalı. Bir an durup düşünelim; Sevgili’yi hayatımızdan daha çok sevebiliyor muyuz?

Düsünelim bakalım Allah (c.c) için nelerden vazgeçebiliyoruz? eğer O'nun için canınızdan vazgeçmeyi göze alamiyorsaniz bilin ki; sizinki dilde sevgidir yürekte değil....
 

ÇOBANIN YAKARIŞI

Musa (as) bir gün giderken bir çobana rastladı.

Çoban:

"Ey kerem sahibi Allah'ım neredesin ki sana kul kurban olayım, çarığını dikeyim saçını tarayayım. Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım... Yüce Rabbim sana süt ikram edeyim.Bütün keçilerim sana kurban olsun."
deyip duruyordu.


Hz. Musa (as):
"Kiminle konuşuyorsun?" dedi.

Çoban:
Yeri göğü yaratan Allah'ımla konuşuyorum" dedi.


Musa çobanı azarladı, yaptıklarının yanlış olduğunu, Allah'a bu türlü hitap etmenin doğru olmadığını söyledi.


Çoban yaptıklarından pişman olarak başını alıp çöle doğru koşmaya başladı.


Biraz sonra Hz. Musa'ya:
"Kulumuzu bizden ayırdın. Biz söze dile bakmayız, gönüle, hâle bakarız." diye vahiy geldi.

Musa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi.

(Mesnevi'den)

ALLAH'IM

Allâh’ım…
Seni ve beni sevdiklerimi muhafaza buyur Allâh’ım…
Ey kalplerin tasarrufu Kudret elinde olan Allâh’ım.,
Kalplerimizi Aklımızı lisanımızı ayaklarımızı yolunda
ve hizmetinde sabit eyle kaydırma Allâh’ım…
Sen vermeyi istemeseydin istemeyi vermezdin…
Sen Senin rızan dairesinde istikamet irade ve istikrar nasip eyle.,
Verdiğin nimetlerin hakkıyla şükrünü eda etmekten acizim.,
Sen şikayet etmekten şükretmeye vakit bulamayanlardan değil.,
Şükretmekten şikayeti hayatından çıkaranlardan olmamı nasip eyle..
Bizleri ancak ve yalnız Sana iman ile güzelleştir.,
Ancak ve yalnız Sana kul olmakla şereflendir.,
Ancak ve yalnız Sana itaatle özgürleştir…
Öldür acılarımızı.,dindir sancılarımızı.,
Kabul ve makbul eyle tüm sesli sessiz dualarımızı…

Ey Alemlerin Rabbi olan Allâh’ım..,
Dualarım yüreğimin kelimelerinin miracıdır benim.,
Halimi sıkıntılarımı bilmediğin için değil.,
Seninle dertleşmek içindir dua halim,
Alnımdan öpmen için vesiledir secdelerim.,
Sana kulluktur asıl kimliğim…
Beni Sensiz gayesiz kimliksiz bırakma Ya Rabbim…
Rahmet.,Merhamet.,Selâmet.,Bereket.,Mağfiret
dilendiğim kelimelerin gölgesinde içimin yankısını sana yollamak istiyorum…
Yüreğimde çağlayanlar var.,
yüzümü ıslatmadan akan dinmeyen gözyaşlarım var ALLAH’ım..

Varlığımdaki aczimi fakrimi zaifliğimi ve heran her yerde
Sana muhtaçlığımı sermaye ederek.,
hüznümü sancılarımı gözyaşlarımı serpiyorum geceye sadaka diye..
Yürek tezgahında dokuduğum sancılarım.,
kuşandığım acılar var saklımda..
Dilimde ve lisân-ı halimde Senden dilendiğim mağfiretin şefaâtin var…
Sen beni benden öte hakkıyla bilensin…
Ben konuşmasam da dilimi dudağımı oynatmasam da Sen beni duyansın
ama ben yinede Seninle dertleşmek ve aczimi fakrimi zaifliğimi itiraf etmek ve Rahmet merhamet mağfiret selamet bereket kapının tokmağına dua dua dokunmak istedim…
Senden razı olan ve Kendisinden razı olduğun kullarından eyle benide Ya Rabbim…
Allâh ism-i şerifinin hürmetine.,İsm-i Azamının hürmetine.,
El-esmâul hüsnanın hürmetine.,Kainatın ruhu Kur’ânın hürmetine.,
Alemlere Rahmet olarak yarattığın Habibin Resulun hz.Muhammed Mustafa sav.hürmetine eksiğimle kusurumla yaptığım tüm amel ibadet ve dualarımı kabul ve makbul buyur Allâh’ım…
Amin amin amin…

Nasıl müslümanız

- Biz NasıL MÜSLÜMANIZ..?
Kategori: Din

41.jpg 
Kendisi tok komşusunu tanımıyan, karşılaştıklarında
selam bile vermeyen bir
MÜSLÜMAN!!!
Ana babasını sokaklara veya yaşlılar yurduna
bırakabilen bir
MÜSLÜMAN!!!
Komşular çocuklarıyla sefilleri yaşarken gıcır gıcır
elbiseler, bisikletler, oyuncaklar alan ve bunları diğer çocuklara gösterip paylaşmayan çocuklara sahip bir
MÜSLÜMAN!!!
Kendi milletini çok seven çıkarlarına ters düştüğü için
başka milletleri aşağılayan, dalga geçen, inkar eden bir
MÜSLÜMAN!!!
Omuzunda uduyla ve ya bağlamasıyla kurslara gidip
;ben modernim; diyen bir
MÜSLÜMAN!!!
Magazin programlarını seyreden, spor gazetelerini
okuyan ve dünya klasiklerinden vaz geçmeyen bir
MÜSLÜMAN!!!
Kuran-ı sünneti kulaktan duyma yarım yamalak bilen
ve islamı okumaya öğrenmeye zaman bulamayan bir
MÜSLÜMAN!!!
Sitelerde villalarda oturan başını sokmak için
yaptıkları gece konducuları hor gören bir
MÜSLÜMAN!!!
Nasırlı elleri sevmeyen, alın teri kokusuna
dayanamayan bir
MÜSLÜMAN!!!
Konserlerde coşan sanatçıların boyunlarına sarılıp
kendinden geçen ;bizim eğlenme hakkımız yok mu?;
diyen bir
MÜSLÜMAN!!!
Kayıp insanlardan habersiz, niçin kaybolduklarını,
nasıl kayıp ettirildiklerini düşünmeden yaşayan bir
MÜSLÜMAN!!!
Yasalar kanunlar emrediyorsa ALLAH (c.c);un emirlerini
bırakıp yasalara uymak gerek diyen bir
MÜSLÜMAN!!!
Çocuklarına bir lokma ekmek götürebilmek için gece
yarıları çöp toplayanların yanından geçerken
tiksinen burnunu kapatan bir
MÜSLÜMAN!!!
Kendisine yapılmasını istemediği bir seyi başkasına
yapılmasına onay veren veya kendisi yapan bir
MÜSLÜMAN!!!
Dinlemeden, sormadan hüküm veren yargılayan
suçlayan bir
MÜSLÜMAN!!!

BAYRAM ANLAYIŞI

 
 
BAYRAMI SİZDE BÖYLE Mİ ANLIYORSUNUZ?


Konuyu daha net anlamak için sıkça verdiğimiz bir misalle bakalım bayram anlayışımıza isterseniz.

Efendim, maneviyat büyüklerinden biri yatsı namazından sonra caminin avlusuna çıkıp herkese elini uzatarak, "Bayramım mübarek olsun!" diye tokalaşıyormuş. Kendisini ikaz etmek istemişler:

- Efendi demişler, bayrama daha çok var, bekle de, bayram gelince bayramlaş! "- Hayır, demiş büyük zat. Benim bayramım bugün. Çünkü demiş, bugün ben günah işlemedim. Günah işlemediğim gün benim bayram günümdür!"

İşte size gerçek manada bir bayram anlayışı. Bundan dolayıdır ki, bilhassa bayram günlerinde günaha maruz kalmamaya özel bir dikkat gösterilir. Çünkü günah işlenen gün bayram olmaktan çıkar, günahlı gün haline gelir. Sakın "Bayram günü de günah işlenir mi?" demeyesiniz. Asıl günahlar bayram günlerinde işlenir. Hem de bunlara bayram günahları adı verilir. Nasıl mı işlenir bayram günahları? Arz edeyim bayram günahları nasıl işlenir, bayramı bayram olmaktan nasıl çıkarır?

-Böylesine özel ve güzel günde çocukları sevindirmezseniz, akraba ve komşuları ziyaret edip bayramlaşarak kalb ve gönüllerini kazanmazsanız, imkanlarınızdan ihtiyaç içinde inleyenlere ulaştırmazsanız, özellikle kestiğimiz kurbanlarımızdaki komşu hisselerini mutlaka ayırıp da bir an evvel onlara yetiştirmeye gayret göstermezseniz... bunca ihmal ve ilgisizlikleriniz bayram günahı olarak yetip de artar bile size. Halbuki bizler çevremize ulaştırdığımız kurban hisseleriyle bayramın özellik ve güzelliğini hep birlikte paylaşacak, ikramımızdan mahrum tek ihtiyaç sahibi komşu bırakmayacaktık.. Denebilir ki:

- Kestiğimiz kurbanın eti budu nedir ki, bize de bir buttan başkası kalmıyor zaten!.

Eğer öyle ise tebrik ederiz sizi, bir buttan başkası da kalmamalıdır zaten. Nitekim bir bayram günü Efendimiz (sas) Aişe validemize soruyor: - Kurbanın etini dağıttınız mı?

"- Hem de öylesine dağıttık ki, bize bir buttan başkası kalmadı!" cevabını alınca çok memnun oluyor da diyor ki:

- Desene ey Aişe, bir buttan başka hepsi de bize kaldı!. Çünkü bizimle gidecek olan ellerimizle dağıttıklarımızdır. Ne kadarını konu komşuya dağıtmışsak o kadarı bize kalmış demektir. Bizimle o dağıttıklarımız gidecektir.

Onun için atasözü haline getirmişiz yardım anlayışımızı da demişiz ki:

- Ne verirsen elinle, o gider seninle! Demek ki elinle komşuya verdiğin kurban eti seninle gider ahirete. Vermediğin elbette gitmez seninle.

Bu itibarla kurbanda ilk işimiz, komşularımızın hisselerini ayırıp hemen göndermek olmalı, onlardan önce et yemeyi de pek uygun bulmamalı, onlarla birlikte yemeyi tercih etmeliyiz. İsterseniz bir de bunun eşsiz örneğini görelim Efendimiz'in muhteşem uygulamasından. Bir bayram sabahı hazırlanmış olan kurban etinden Efendimiz'in önüne erkenden getirip buyur ederler. Tereddütle bakar sofradaki ete. Sonra şöyle sorar:

" - Komşularımız da şu anda et yemeye başladılar mı?"

"- Hayır, derler. Önce sizin için hazırladık. Herkesten önce siz tadasınız, sonra onlara sıra gelsin, diye düşündük!." Der ki:

"- Komşularının yemediğini yiyen, giymediğini giyenlerden olmak istemem. Onların boğazından geçmeyen et bizim de boğazımızdan geçmez!. Götürün bu eti, onların bacalarından et pişirdiklerini gösteren dumanların yükseldiği sırada getirin benim önüme!."

Evet, İslam bizi konu komşu ile böylesine ortak yaşatır. Onların boğazından geçmeyen et bizim de boğazımızdan geçmez aslında. Komşularımızın mahrumiyetini düşünmeden, hisselerini göndermeden tek başımıza yaşayacağımız bayram, bize bayram günahları olarak yetip de artar bile.

İbretle okuduğunuz bu örneklerden sonra yazımızın başındaki soruyu bir daha sorabilir miyiz? Sorabilirsin, diyorsanız buyurun başlığı birlikte bir daha okuyalım:

-Bayramı siz de böyle mi anlıyorsunuz?

Günahsız bayramlar dileğimle efendim.


AHMED ŞAHİN
 
 
SELAM VE DUA İLE HAYIRLI BAYRAMLAR DOSTLARIM.

sevmeler senin sevdirmenle sahicidir Rabbim



Sevmeler Senin Sevdirmenle Sahicidir Rabbim

Sen sebepsiz sevilirsin.

Sevgilerimin sebebi Senin muhabbetindir.

Sen zaten sevdiğimsin.

Sevdiğim yüzlerde sevdiğim Senin cemalindir.

Sevdiğin için var ettin beni.

var edildim,sevdim Seni.

Aynalara düşen Senin cemalinim gölgeleridir.

Kalplere Senin muhabbetin aşk verir.

Sevmeler Senin sevdirmenle sahicidir.

En Sevgilim(sav) Senin de sevdiğindir.

Bilirim ki Muhammede(sav) tabi olmakla Seni severim.

Bilirim ki Muhammedi(sav) sevmekle Senin tarafından sevilirim.


Eşyanın renkleri senin sevmenin cilveleridir.

Çiçeklerle sevindir beni.

Canlıların hayatları Senin muhabbetinin parıltılarıdır.

Ebedi ihya eyle beni.

Göğün ışıkları kuşların cıvıltıları Senin tarafından sevildiğimin habercisidir.

Sevdiklerinden eyle beni.

Ruhuma tattırdırğın şefkat ve muhabbetin en saf mutluluğumdur.

Vuslatını ebedi tesellim eyle.

En Sevgilinin(sav) benim adıma Sana yakarışı en büyük ümidimdir.

En Sevgilinin(sav) hatırına beni de kulun kabul eyle...

Amin..


Senai DEMİRCİ

Yürek Yırtıyor Sevgini Verdiklerin..

 

Alıntı

Yürek Yırtıyor Sevgini Verdiklerin..
   
Yürek Yırtıyor Sevgini Verdiklerin..
 
İnsansın ve insanlarla beraber yaşıyorsun… Kırık kırıktır için… özün eziliyordur çok zaman… içini açamazsın kimseye, iç çekip durursun kendi içinde… Kimi anladın ki, kim seni anlasın… Neyi istediğini, neyi sevdiğini biliyor musun ki…

Yüreğini yırtıyor sevgini verdiklerin… Hissiz mi yürümeli ıssız yerlerde? Sensizlik senden daha mı sevimli sevgili sevgi? Yakınlık yakıyor, yalnızlık üzüyor…

Dostta denir mi her dert? Dedin de ne dinledin? Kime dayanacaksın yüreğinde yürüyen dertler için?

“ Ne tesellisi var, ne şarkının, ne sazın” Sözler silik, sazlar kırık… Hayat bestesi hüzünlü…

Gülmek mi mutlu eden, ağlamak mı? Huzur hiçbiri mi? Hiç mi her şey? Hiçlik dereleri nerede duracak, varlık dağlarına ne zaman çıkılacak?

Uçar gibi gidiyor zaman, uyur gibi geçiyor ömür… Harcanan hayat… Hayıflanması gereken hayallerle oyalanıyor… Yuvasız kuşların şaşkınlığıyla çırpınıyor… çaresiz dallara konuyor kırık kanatlarla… Acı kanıyor içi… Dertle dönüyor dışı…

Umutla doğuyor her sabah, ölümle yatıyor her akşam… Dert döşeğinde gözleri açık uyuyor, deva prensesi gelir de ellerinden tutar diye… Acı şerbeti şifa şevkiyle içiyor… Deva diye dayanıyor dertlere…

Sevgiyi saflaştırır sıkıntılar, dostlukları derinleştirir dertler… Sürüklendikçe yüreğin, özüne yol alırsın… Savrulması gereken sevgi değil, her şeyi yutan senin “ben”in… “Ben” de boğulmazsan içindeki “ben”le buluşursun…

Dert dalgalarıyla çalkalanırken “ben” in, duru ve derindir özbenliğin… Sevgi saf, hikmet diri, varlık dağları yücedir bu benlikte…

içtiğin acılara, dayandığı dertlere değmiştir, “Ben” den geçmiş “Birben”e erişmişsindir…

özün özüne erişen kabuk ağlamalara güler geçer… Günlerin üstündedir gönlü, gönlünden damlayan günleri de güldürür…

Dertler gülmekle geçmez, acıları dindirmez şarkılar…

içini açıyorsa çektiklerin derin bir iç çek ve yürü yüreğinin yolunda…
 
 
""KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR '' "

 Hz.MUHAMMEDDE(S.A.V)

her halde hamd etmek


Bir zamanlar, bilgeliğiyle meşhur olan ve bildiklerini öğrencilerine de aktaran bir öğretmen vardı. Bu alim, aynı zamanda bir tacirdi ve adamları vasıtasıyla uzak diyarlarla ticaret yapardı.
Bir gün talebelerine ders verirken, bir adam yanına gelip kötü bir haber verdi: "Haber aldık ki, senin mallarını taşıyan gemi batmış! Hiçbir'mal kurtulamamış.
 " Bilge bir an dersi kesti. Etrafındaki talebeler onun dudaklarında küçük bir gülümsemenin belirdiğini fark ettiler. Sonra, hiçbir şey olmamış gibi dersine kaldığı yerden devam etti. Bir hafta kadar sonra, bilge yine talebeleriyle birlikte dersteyken, aynı adam bu defa "müjde" getirdi: "Gözün aydın! O gemi senin mallarını taşıyan gemi değilmiş. Senin malların sapasağlam limana ulaştı."
 Bilge yine bir-iki saniye durdu, talebeleri onun yüzünde yine küçücük bir gülümsemenin parladığını fark ettiler. Önceki gibi, yine hiçbir şey söylemeden dersine devam etti.
 
Öğrencileri birbirine zıt iki durumda da aynı tepkiyi veren hocalarına dayanamayıp şu soruyu sordular:
"Geminizin battığı haberinde de, batmayıp limana, ulaştığı haberine de gülümsediniz, neden?” Bilgenin cevabı şöyle oldu:
 "Geminin battığı, mallarımın denize döküldüğü haberini aldığımda, kalbimi yokladım. Gelip geçici olan ve mezarın ötesinde bana arkadaşlık etmeyecek dünya malını kaybetmekten dolayı içten içe üzülüyor muyum diye kendime baktım. Kalbimde küçücük de olsa bir üzüntü görmeyince sevindim ve şükrettim.
" "Geminin aslında batmadığı ve sağ salim geri döndüğü haberi karşısında, bu defa, dünya malını kazanmaktan dolayı seviniyor muyum diye kalbime baktım. O malı geri kazanmaktan dolayı sevinç ve mutluluk görmediğim için yine sevindim ve şükrettim."


YA RABBİM HERŞEYE SENİN SEVGİNLE BAKABİLMEYİ ÖĞRET.

Her zaman böyle bir namaz kılabiliyormuyuz

 
 
 
 
Hâtem-i Zâhid (k.s.)hazretleri Âsım İbn-i Yûsuf hazretlerinin yanına geldiğinde Âsım (kuddise sırruh) ona sordu:

-Ey Hâtem namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun?

O da 'Evet'deyince, Âsım (k.s.):

-Peki, nasıl kılıyorsun? diye sordu. Hâtem-i Zâhid hazretleri başladı anlatmaya:

-Namaz vakti yaklaştığında abdestimi sünnet üzere tazeliyorum ve namaz kılacağım yere dikiliyorum. Tâ ki her uzvum yerleşiyor.

Sonra Kâbe'yi iki kaşımın arasında, Makâm-ı İbrahimi göğsümün hizasında, Allah Teâlâ'yı mekândan münezzeh (pâk ve uzak) olduğu halde başımda hâzır ve kalbimdeki her şeyi bilir halde görüyorum.

Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde; cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum ve kılacağım namazın son namazım olduğunu düşünüyorum.

Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah tekbirini tekbirini alıyorum, tefekkürle okuyorum, tevâzû ile rükûa eğiliyorum, tazarrû ile secdeye kapanıyorum.

Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunuyor ve sünnet üzere selâm veriyorum.

Sonra da o namazı ihlâsa teslim ediyor, korkuyla ümit arasında kalkıyorum ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum.

Bunu duyan Âsam hazretleri:

-Ey Hâtem!Senin namazın böylemi? diye sordu. O da:

- Evet otuz senedir böyle namaz kılıyorum! deyince Âsım hazretleri ağlayarak şunları söyledi:

-Ben daha bu zamana kadar hiç böyle bir namaz kılamadım
 
 
 
 
 
There are no photo albums.