nergiz's profileBismillahirrahmanirrahımPhotosBlogGuestbookMore ![]() | Help |
Bismillahirrahmanirrahım |
|||||||||||||||||
|
sevgiliSevgili, Korkuyorum… Seni bulamamaktan,bulduğumu sanmaktan,bulup da Kaçırmaktan,bulduktan sonra hakkıyla yaşamamaktan korkuyorum…. Bulmayı arzulamak ne kadar karşı konulmaz, bulmak ne kadar uzak… ‘’Bulma’’ yı umut etmekse; hayat kaynağım, dayanağım, varlığım… Sana kavuşmak ne kadar ‘’var olmak’’ sa benim için, seni kaybetme korkusu o kadar ‘’yok olmak’’ Ne varlığımdan eminim ne de yok olduğumdan. Bu masalın sonu nerede nasıl biter murada erer miyim bilmiyorum Sevgili içimde gamlı bir sonbahar ezgisi… Hasretim dağlarca omzumda… Hasretim, ağzımdan alevler saçan ejderha… Ah, bu ince sızı! Ah , ‘’bu sebepsiz hüzün’’. Ah, tüm ayrılıkların acısını yüreğime taşıyan , adını bir türlü koyamadığım kara sevda… Ağlamak, kelimelerin ardına sığınmak, çözüm değil. Sevgili, Demişsin ki : ‘’Ne yere ne de göğe sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım’’ Kalbime baktım minicik bir fincan, senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz, uçsuz bucaksız umman. Fincan denize müştak ummana sevdalı… Aşkın, yaralı kalbime şifa… Aşkın çok ağır.. Kalbim şu haliyle bu yükü kaldıracak kalp değil… Bana senin yükünü,hakkıyla taşıyacak kalp ihsan eyle…. Âmin... Âmin... SEVGİNİZ DİLDEMİ?sevginiz dilde mi ,yurektemi?
Feridüddin Attar Aşknâme’de anlatıyor: Sultanın kızına bir gariban âşık olmuştu. Sultan bunu duyunca âşığı huzura getirtip, "Ya ülkemi terk eder gidersin, dedi, ya da kelleni vurdurtacağım, kararını hemen ver." Zavallı adam, düşündü, taşındı ve gitmeye karar verdi. Sultan ise adamın cevabı...nı duyunca cellatları çağırttı. Vezir dedi ki: "Hünkarım, neden suçsuz birinin kellesini vurdurttunuz?" "Çünkü gerçek bir âşık değildi o, sahtekardı. Eğer gerçekten âşık olsaydı, başının kesilmesini seçerdi. Eğer başının kesilmesini seçseydi, tahtımdan kalkıp onu yerime oturtacaktım." Hayatını sevgilisinden daha çok seven kişi aşk davasına kalkışmamalı. Bir an durup düşünelim; Sevgili’yi hayatımızdan daha çok sevebiliyor muyuz? Düsünelim bakalım Allah (c.c) için nelerden vazgeçebiliyoruz? eğer O'nun için canınızdan vazgeçmeyi göze alamiyorsaniz bilin ki; sizinki dilde sevgidir yürekte değil.... ÇOBANIN YAKARIŞI
Musa (as) bir gün giderken bir çobana rastladı. Çoban: "Ey kerem sahibi Allah'ım neredesin ki sana kul kurban olayım, çarığını dikeyim saçını tarayayım. Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım... Yüce Rabbim sana süt ikram edeyim.Bütün keçilerim sana kurban olsun." deyip duruyordu. Hz. Musa (as): "Kiminle konuşuyorsun?" dedi. Çoban: Yeri göğü yaratan Allah'ımla konuşuyorum" dedi. Musa çobanı azarladı, yaptıklarının yanlış olduğunu, Allah'a bu türlü hitap etmenin doğru olmadığını söyledi. Çoban yaptıklarından pişman olarak başını alıp çöle doğru koşmaya başladı. Biraz sonra Hz. Musa'ya: "Kulumuzu bizden ayırdın. Biz söze dile bakmayız, gönüle, hâle bakarız." diye vahiy geldi. Musa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi. (Mesnevi'den) ALLAH'IMAllâh’ım… Ey Alemlerin Rabbi olan Allâh’ım.., Nasıl müslümanız- Biz NasıL MÜSLÜMANIZ..?
Kategori: Din
BAYRAM ANLAYIŞIBAYRAMI SİZDE BÖYLE Mİ ANLIYORSUNUZ?
Konuyu daha net anlamak için sıkça verdiğimiz bir misalle bakalım bayram anlayışımıza isterseniz. Efendim, maneviyat büyüklerinden biri yatsı namazından sonra caminin avlusuna çıkıp herkese elini uzatarak, "Bayramım mübarek olsun!" diye tokalaşıyormuş. Kendisini ikaz etmek istemişler: - Efendi demişler, bayrama daha çok var, bekle de, bayram gelince bayramlaş! "- Hayır, demiş büyük zat. Benim bayramım bugün. Çünkü demiş, bugün ben günah işlemedim. Günah işlemediğim gün benim bayram günümdür!" İşte size gerçek manada bir bayram anlayışı. Bundan dolayıdır ki, bilhassa bayram günlerinde günaha maruz kalmamaya özel bir dikkat gösterilir. Çünkü günah işlenen gün bayram olmaktan çıkar, günahlı gün haline gelir. Sakın "Bayram günü de günah işlenir mi?" demeyesiniz. Asıl günahlar bayram günlerinde işlenir. Hem de bunlara bayram günahları adı verilir. Nasıl mı işlenir bayram günahları? Arz edeyim bayram günahları nasıl işlenir, bayramı bayram olmaktan nasıl çıkarır? -Böylesine özel ve güzel günde çocukları sevindirmezseniz, akraba ve komşuları ziyaret edip bayramlaşarak kalb ve gönüllerini kazanmazsanız, imkanlarınızdan ihtiyaç içinde inleyenlere ulaştırmazsanız, özellikle kestiğimiz kurbanlarımızdaki komşu hisselerini mutlaka ayırıp da bir an evvel onlara yetiştirmeye gayret göstermezseniz... bunca ihmal ve ilgisizlikleriniz bayram günahı olarak yetip de artar bile size. Halbuki bizler çevremize ulaştırdığımız kurban hisseleriyle bayramın özellik ve güzelliğini hep birlikte paylaşacak, ikramımızdan mahrum tek ihtiyaç sahibi komşu bırakmayacaktık.. Denebilir ki: - Kestiğimiz kurbanın eti budu nedir ki, bize de bir buttan başkası kalmıyor zaten!. Eğer öyle ise tebrik ederiz sizi, bir buttan başkası da kalmamalıdır zaten. Nitekim bir bayram günü Efendimiz (sas) Aişe validemize soruyor: - Kurbanın etini dağıttınız mı? "- Hem de öylesine dağıttık ki, bize bir buttan başkası kalmadı!" cevabını alınca çok memnun oluyor da diyor ki: - Desene ey Aişe, bir buttan başka hepsi de bize kaldı!. Çünkü bizimle gidecek olan ellerimizle dağıttıklarımızdır. Ne kadarını konu komşuya dağıtmışsak o kadarı bize kalmış demektir. Bizimle o dağıttıklarımız gidecektir. Onun için atasözü haline getirmişiz yardım anlayışımızı da demişiz ki: - Ne verirsen elinle, o gider seninle! Demek ki elinle komşuya verdiğin kurban eti seninle gider ahirete. Vermediğin elbette gitmez seninle. Bu itibarla kurbanda ilk işimiz, komşularımızın hisselerini ayırıp hemen göndermek olmalı, onlardan önce et yemeyi de pek uygun bulmamalı, onlarla birlikte yemeyi tercih etmeliyiz. İsterseniz bir de bunun eşsiz örneğini görelim Efendimiz'in muhteşem uygulamasından. Bir bayram sabahı hazırlanmış olan kurban etinden Efendimiz'in önüne erkenden getirip buyur ederler. Tereddütle bakar sofradaki ete. Sonra şöyle sorar: " - Komşularımız da şu anda et yemeye başladılar mı?" "- Hayır, derler. Önce sizin için hazırladık. Herkesten önce siz tadasınız, sonra onlara sıra gelsin, diye düşündük!." Der ki: "- Komşularının yemediğini yiyen, giymediğini giyenlerden olmak istemem. Onların boğazından geçmeyen et bizim de boğazımızdan geçmez!. Götürün bu eti, onların bacalarından et pişirdiklerini gösteren dumanların yükseldiği sırada getirin benim önüme!." Evet, İslam bizi konu komşu ile böylesine ortak yaşatır. Onların boğazından geçmeyen et bizim de boğazımızdan geçmez aslında. Komşularımızın mahrumiyetini düşünmeden, hisselerini göndermeden tek başımıza yaşayacağımız bayram, bize bayram günahları olarak yetip de artar bile. İbretle okuduğunuz bu örneklerden sonra yazımızın başındaki soruyu bir daha sorabilir miyiz? Sorabilirsin, diyorsanız buyurun başlığı birlikte bir daha okuyalım: -Bayramı siz de böyle mi anlıyorsunuz? Günahsız bayramlar dileğimle efendim. AHMED ŞAHİN SELAM VE DUA İLE HAYIRLI BAYRAMLAR DOSTLARIM. sevmeler senin sevdirmenle sahicidir RabbimSevmeler Senin Sevdirmenle Sahicidir Rabbim Sen sebepsiz sevilirsin. Sevgilerimin sebebi Senin muhabbetindir. Sen zaten sevdiğimsin. Sevdiğim yüzlerde sevdiğim Senin cemalindir. Sevdiğin için var ettin beni. var edildim,sevdim Seni. Aynalara düşen Senin cemalinim gölgeleridir. Kalplere Senin muhabbetin aşk verir. Sevmeler Senin sevdirmenle sahicidir. En Sevgilim(sav) Senin de sevdiğindir. Bilirim ki Muhammede(sav) tabi olmakla Seni severim. Bilirim ki Muhammedi(sav) sevmekle Senin tarafından sevilirim. Eşyanın renkleri senin sevmenin cilveleridir. Çiçeklerle sevindir beni. Canlıların hayatları Senin muhabbetinin parıltılarıdır. Ebedi ihya eyle beni. Göğün ışıkları kuşların cıvıltıları Senin tarafından sevildiğimin habercisidir. Sevdiklerinden eyle beni. Ruhuma tattırdırğın şefkat ve muhabbetin en saf mutluluğumdur. Vuslatını ebedi tesellim eyle. En Sevgilinin(sav) benim adıma Sana yakarışı en büyük ümidimdir. En Sevgilinin(sav) hatırına beni de kulun kabul eyle... Amin.. Senai DEMİRCİ Yürek Yırtıyor Sevgini Verdiklerin..
Alıntı Yürek Yırtıyor Sevgini Verdiklerin.. her halde hamd etmekBir zamanlar, bilgeliğiyle meşhur olan ve bildiklerini öğrencilerine de aktaran bir öğretmen vardı. Bu alim, aynı zamanda bir tacirdi ve adamları vasıtasıyla uzak diyarlarla ticaret yapardı. Bir gün talebelerine ders verirken, bir adam yanına gelip kötü bir haber verdi: "Haber aldık ki, senin mallarını taşıyan gemi batmış! Hiçbir'mal kurtulamamış.
" Bilge bir an dersi kesti. Etrafındaki talebeler onun dudaklarında küçük bir gülümsemenin belirdiğini fark ettiler. Sonra, hiçbir şey olmamış gibi dersine kaldığı yerden devam etti. Bir hafta kadar sonra, bilge yine talebeleriyle birlikte dersteyken, aynı adam bu defa "müjde" getirdi: "Gözün aydın! O gemi senin mallarını taşıyan gemi değilmiş. Senin malların sapasağlam limana ulaştı."
Bilge yine bir-iki saniye durdu, talebeleri onun yüzünde yine küçücük bir gülümsemenin parladığını fark ettiler. Önceki gibi, yine hiçbir şey söylemeden dersine devam etti.
Öğrencileri birbirine zıt iki durumda da aynı tepkiyi veren hocalarına dayanamayıp şu soruyu sordular:
"Geminizin battığı haberinde de, batmayıp limana, ulaştığı haberine de gülümsediniz, neden?” Bilgenin cevabı şöyle oldu:
"Geminin battığı, mallarımın denize döküldüğü haberini aldığımda, kalbimi yokladım. Gelip geçici olan ve mezarın ötesinde bana arkadaşlık etmeyecek dünya malını kaybetmekten dolayı içten içe üzülüyor muyum diye kendime baktım. Kalbimde küçücük de olsa bir üzüntü görmeyince sevindim ve şükrettim.
" "Geminin aslında batmadığı ve sağ salim geri döndüğü haberi karşısında, bu defa, dünya malını kazanmaktan dolayı seviniyor muyum diye kalbime baktım. O malı geri kazanmaktan dolayı sevinç ve mutluluk görmediğim için yine sevindim ve şükrettim." YA RABBİM HERŞEYE SENİN SEVGİNLE BAKABİLMEYİ ÖĞRET. Her zaman böyle bir namaz kılabiliyormuyuzHâtem-i Zâhid (k.s.)hazretleri Âsım İbn-i Yûsuf hazretlerinin yanına geldiğinde Âsım (kuddise sırruh) ona sordu:
-Ey Hâtem namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun? O da 'Evet'deyince, Âsım (k.s.): -Peki, nasıl kılıyorsun? diye sordu. Hâtem-i Zâhid hazretleri başladı anlatmaya: -Namaz vakti yaklaştığında abdestimi sünnet üzere tazeliyorum ve namaz kılacağım yere dikiliyorum. Tâ ki her uzvum yerleşiyor. Sonra Kâbe'yi iki kaşımın arasında, Makâm-ı İbrahimi göğsümün hizasında, Allah Teâlâ'yı mekândan münezzeh (pâk ve uzak) olduğu halde başımda hâzır ve kalbimdeki her şeyi bilir halde görüyorum. Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde; cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum ve kılacağım namazın son namazım olduğunu düşünüyorum. Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah tekbirini tekbirini alıyorum, tefekkürle okuyorum, tevâzû ile rükûa eğiliyorum, tazarrû ile secdeye kapanıyorum. Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunuyor ve sünnet üzere selâm veriyorum. Sonra da o namazı ihlâsa teslim ediyor, korkuyla ümit arasında kalkıyorum ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum. Bunu duyan Âsam hazretleri: -Ey Hâtem!Senin namazın böylemi? diye sordu. O da: - Evet otuz senedir böyle namaz kılıyorum! deyince Âsım hazretleri ağlayarak şunları söyledi: -Ben daha bu zamana kadar hiç böyle bir namaz kılamadım
|
||||||||||||||||
|
|